Ana Sayfa Portal Gelişmiş Arama Üye Listesi Takvim Yardım Belgeleri
Zaman: 04-20-2014, 04:52 AM Hoşgeldin Misafir ! (GirişÜye Olun)


Cevapla  Gönder 
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Türkü'lerin Hikayesi
Yazar Mesaj

ECelin
Özel Bayan Üye
*


O'na Doğru Üye Bilgileri
Mesaj Sayısı : 1,017
Konu Sayısı : 230
Üye No :
23
Katılım Tarihi : Jul 2012
Cinsiyet : Bayan
Rep Grafiği :
Rep Ver :
Durum : Çevrimdışı


Teşekkürler: 458
133 Mesajına 239 Teşekkür edildi.
Mesaj: #11
RE: Türkü'lerin Hikayesi


Tiridine Bandım (Manda Yuva Yapmış Söğüt Dalına) Türkü Hikayesi
Yöre : Kastamonu / Tosya


Oyun hakkında değişik rivayetler vardır. Birisinde bir sohbet esnasında iki aşık asında yarışma seklinde sözler meydana çıkmıştır, ikinci rivayet ise şudur: "Eskiden Tosya halkı ticaret maksadı ile sürekli olarak saz dağını aşarak Çankırı tarafında "Öteyüz" denilen yöreye giderlermiş. Ekonomik ilişkilerinin yanında bu bölge ile sosyal ilişkilerde de gelişme görülür. Bu yüzden oyunda Karadeniz Bölgesinden ziyade İç Anadolu Bölgesi'nin etkisi görülür." Rivayetimiz şöyle: "Aşığın biri Öteyüz'e giderken Fazlı isminde bir çobanla karşılaşır. Çoban orada sığır otlatmaktadır. Aşığı elinde saz ile görmüştür. Kendisi de yalnızlıktan canı sıkılmıştır. Aşığı yanına çağırır, kedisine bir şeyler çalmasını ister. Aşık pekala der, fakat aklına çalacak bir şey gelmez. Tam o esnada aşık vatandaşın birisinin öküzleri ile beraber çift sürmeye gittiğini görür."

Bundan esinlenerek:

Sabahleyin erken çifte giderken,
Öküzüm torbadan düşmüş gördün mü?
Amanın Fazlım.

Daha sonra sığırların içerisindeki mandaya gözü takılır.
Manda yuva yapmış söğüt dalına,
Yavrusunu sinek kapmış gördün mü?
Amanın Fazlım.

Dönüşte bir sohbet esnasında bu durumu dile getirir. Halk arasında hikaye şeklinde söylenir. Musiki Cemiyetinin kurulmasından sonra Hakkı Berber bu sözleri toplayarak bir araya getirir İsmail Okur (Nayıpoğlu)’da tiridine bandım nakaratını ekleyerek bestesini yapar. Mustafa Başefe (Akçak) ve arkadaşları da bunu oyuna dönüştürerek folklorumuza kazandırırlar. O günden bu güne çalınır, söylenir, oynanır.


(Ersin Ekentok)

Açıklama 1: Manda serin yeri seven ve sürekli su içinde kalmaktan hoşlanan bir hayvandır. Dolayısıyla suyun çok olduğu yerde söğüt çok güzel yetişir ve serpilir. Söğüt ile manda arasında ortak yan sudur. Mandanın olduğu yerde söğüt de bol bulunur. Mandanın derisi kalın olduğu için sinek mandanın derisine diş geçiremez. Ama yavrusu için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Manda yavrusunun derisi henüz çok taze ve ince olduğu için sinekler mandaya değilde yavrusuna hücum eder. Yani;

Manda yuva yapmış söğüt dalına
Yavrusunu sinek kapmış gördün mü

Açıklama 2: Bir kişi karşı cinsten birisine aşık olur. Ama tek taraflı bir sevgi bu. Halbuki karşıdakinin başka bir sevdiği vardır. Onunla evlenmek ister. Bir türlü onu ikna edemez ve yapar türküsünü; Öyle ya ona göre sevgilisinin aşığı kaba saba manda gibi birisidir. Sevdiği ise söğüt dalı gibi ince ve narin.

Açıklama 3: Türkü yapıcı bir mizah yapmıştır. Çünkü, manda gibi ağır ve hantal bir hayvan kuş gibi çıkıp söğüt dalına yuva yapamaz. Sinek denilen o küçücük haşerat ise manda yavrusunu yiyemez.

Türkünün Sözleri

Of oooof (Hey Heeey)
Sabahleyin erken çifte giderken amman amman
Öküzüm torbadan düşmüş gördün mü amanini yandım

Amanini amanini amanini yandım
Tiridine tiridine tiridine bandım
Bedava mı sandın para vidim aldım

Of oooof (Hey Heeey)
Manda yuva yapmış söğüt dalına amman amman
Yavrusunu sinek kapmış gördün mü amanini yandım

Amanini amanini amanini yandım
Tiridine tiridine tiridine bandım
Bedava mı sandın para vidim aldım

Of oooof (Hey Heeey)
Aşağıda pınar güzellerin yoludur amman amman
Tosya’da kuşağı ince belin gülüdür amanini yandım

Amanini amanini amanini yandım
Tiridine tiridine tiridine bandım
Bedava mı sandın para vidim aldım

Of oooof (Hey Heeey)
Aşağıdan geliyor Türkmen koyunu amman amman
Selviye benzettim yarin boyunu amanini yandım

Amanini amanini amanini yandım
Tiridine tiridine tiridine bandım
Bedava mı sandın para vidim aldım

Of oooof (Hey Heeey)
Aşağıdan geliyor al yeşil bayrak amman aman
Sen kimin yarisin her yanın oynak amman amman

Amanini amanini amanini yandım
Tiridine tiridine tiridine bandım
Bedava mı sandın para vidim aldım

Of oooof (Hey Heeey)
Sabah erken ezan okurken amman amman
Müezzin minareden uçmuş gördün mü amanini yandım

Amanini amanini amanini yandım
Tiridine tiridine tiridine bandım
Bedava mı sandın para vidim aldım

Of oooof (Hey Heeey)
Neler geldi neler geçti felekten amman amman
Un elerken deve geçti elekten amanini yandım

Amanini amanini amanini yandım
Tiridine tiridine tiridine bandım
Bedava mı sandın para vidim aldım

Yöre Ekibi - Tosya
07-13-2012 11:33 AM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla

ECelin
Özel Bayan Üye
*


O'na Doğru Üye Bilgileri
Mesaj Sayısı : 1,017
Konu Sayısı : 230
Üye No :
23
Katılım Tarihi : Jul 2012
Cinsiyet : Bayan
Rep Grafiği :
Rep Ver :
Durum : Çevrimdışı


Teşekkürler: 458
133 Mesajına 239 Teşekkür edildi.
Mesaj: #12
RE: Türkü'lerin Hikayesi


Çırpınırken Karadeniz Türküsünün Hikayesi


1918 sonunda Nuri Paşa'nın IX. Türk ordusunun Bakü'ye girmesi münasebetiyle Üzeyir Hacıbeyoğlu tarafından bestelenmiştir.

Çırpınırken Karadeniz
Bakıp Türk'ün bayrağına
Ahdi yerdin hiç ölmezdin
Düşebilsen ayağı

Ayrı düşmüş dost elinden
Yıllar var ki çarpar sinem
Vefalıdır geldi giden
Yol ver Türk'ün bayrağına

İnciler dök gel yoluna
Sırmalar düz sağ soluna
Fırtınalar dursun yana
Selam Türk'ün bayrağına

Hamidiye o Türk kanı
Hiç birinin bitmez şanı
Kazbek olsun ilk kurbanı
Selma Türk'ün bayrağına

Dost elinden esen yeller
Bana şiir selam söyler
Olsun bizim bütün eller
Kurban Türk'ün bayrağına
07-13-2012 11:34 AM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla

ECelin
Özel Bayan Üye
*


O'na Doğru Üye Bilgileri
Mesaj Sayısı : 1,017
Konu Sayısı : 230
Üye No :
23
Katılım Tarihi : Jul 2012
Cinsiyet : Bayan
Rep Grafiği :
Rep Ver :
Durum : Çevrimdışı


Teşekkürler: 458
133 Mesajına 239 Teşekkür edildi.
Mesaj: #13
RE: Türkü'lerin Hikayesi


Ah Le Yar Türküsünün Hikayesi


Yücel Arzen bir Eylül ayında Bursa'da sevdiği ama karşılık bulamadığı bir kıza yazmış bu türküyü. Bursa' da "Gurbet Ufukları" adlı şiir programına katıldığında yapıyor bu açıklamayı.

Türkünün Sözleri

Sana olan duyguları bir bilebilsen
Anlayabilsen belki severdin
İçimdeki duyguları bir bilebilsen
Belki benimdin
Sana sevdiğim diyemem
Yalan yalan yalan yalan
Vallahi yalan inan ki yalan

Ah le yar yar
Yine başımda sevdan
Ah le yar yar
Geceler kara zindan
Ah le yar yar
Bir parçacık canım kaldı
Onu da sen al

Aklıma düştü gözlerin bir bıçak gibi
Ah silah gibi cehennem gibi
Söylenmemiş türkümdün sen
Unutmam seni unutamam ki
Sana sevdiğim diyemem
Yalan yalan yalan yalan
Vallahi yalan inan ki yalan

Ah le yar yar
Yine başımda sevdan
Ah le yar yar
Geceler kara zindan
Ah le yar yar
Bir parçacık canım kaldı
Onu da sen al
07-13-2012 11:34 AM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla

ECelin
Özel Bayan Üye
*


O'na Doğru Üye Bilgileri
Mesaj Sayısı : 1,017
Konu Sayısı : 230
Üye No :
23
Katılım Tarihi : Jul 2012
Cinsiyet : Bayan
Rep Grafiği :
Rep Ver :
Durum : Çevrimdışı


Teşekkürler: 458
133 Mesajına 239 Teşekkür edildi.
Mesaj: #14
RE: Türkü'lerin Hikayesi


Denizin Dibinde Hatçem Türküsünün Hikayesi

Yöre: Burdur (Bağsaray Köyü)

Burdur'dan Antalya'ya geçerken yaklaşık 38 km. uzaklıkta bulunan Arvallı yeni adı Bağsaray köyünde geçer hikaye..

Hikayeye göre Hatçe isiminde bir güzel kadın köyün meydanındaki çift olulu pınar bulunan bir evde oturur..türküde sözü geçen pınar bu pınardır.

Hatçe güzel ve alımlı bir köy güzelidir. Köyün çabanı gönlünü Hatçeye kaptırır. O da çobanı sever. Ne var ki Hatçe evlidir. Kader onları bir türlü bir araya getirmemiştir. Her ne kadar olumsuzluklar olsa da aşklarına engel olamazlar. Kaçmaya karar verirler..Çobanla birlikte kaçarak Antalya'ya yerleşirler. Yaklaşık 5 ay sonra yakın bir köyde (kayış) de buna benzer bir olay gerçekleşir ve İbrahim Can isimli mahalli sanatçı bu türküyü yakar..

Türkünün Sözleri

Denizin dibinde demirden evler
Ak gerdanının altında çiftedir benler
O kınalı parmaklarda o beyaz eller
Yolcuyu yolundan eyleyen dilber

Ovalara duman inmiş görmedin mi
A kız kendi saçını örmedin mi
Alçaklara karlar yağmış yükseklere buz
Gel seninle gezelim ince belli kız

Arvalı'nın önünde pınarlar harlar
Hatçam çıkmış pencereye ay gibi parlar
Ben Hatça'yı yitirdim dumanlı dağlar
Gözlerimin pınarları durmadan çağlar

Dalga dalga dalga dalgalanıyor
Hatça'yı görenler sevdalanıyor
Onu onu onu onu onu onuna
Ben de yandım Hatça2nın basma donuna

Yüce dağbaşında ekin ekilmez
Yağmur yağmayınca kökü sükülmez
Ellerin köyünde kahır çekilmez
Doldur doldur ağuları içelim Hatçam

Ovalara duman inmiş görmedin mi
A kız kendi saçını örmedin mi
Alçaklara karlar yağmış yükseklere buz
Gel seninle gezelim ince belli kız
07-13-2012 11:35 AM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla

ECelin
Özel Bayan Üye
*


O'na Doğru Üye Bilgileri
Mesaj Sayısı : 1,017
Konu Sayısı : 230
Üye No :
23
Katılım Tarihi : Jul 2012
Cinsiyet : Bayan
Rep Grafiği :
Rep Ver :
Durum : Çevrimdışı


Teşekkürler: 458
133 Mesajına 239 Teşekkür edildi.
Mesaj: #15
RE: Türkü'lerin Hikayesi


Mühür Gözlüm Türküsünün Hikayesi

Yöre: Sivas/Şarkışla


Şarkışla’lı Ali İzzet Özkan adından çokça söz edilen bir halk ozanımızdır. 1902 yılında Şarkışla’nın Üğük köyünde doğdu. Belli bir öğrenim görmedi. Aşık Sabri den saz dersleri aldı. Ve küçük yaşlarda aşık oldu. 22 yaşlarında Adana'ya giderek Çukurovalı aşıklarla karşılaşmalar yaptı. Uzun yıllar yurdun çeşitli yerlerinde gezip dolaştı. Pek çok şiir söyledi. 500'ü aşkın şiiri vardır ve şiirlerini zaman zaman çıkardığı kitaplarda toplamıştır. Bazı türküleri de sanatçılar tarafından plağa okundu. Bunlar arasında “Mecnunum Leylamı Gördüm, Şu Sazıma Düzen Ver, Mühür Gözlüm". Ali İzzet Özkan Konya da yapılan Türkiye aşıklar bayramına katılmıştır. Aşık 1981 yılında bu dünyadan göçüp gider..

Türkünün Sözleri

Mühür gözlüm seni elden
Sakınırım kıskanırım
Uçan kuştan esen yelden
Sakınırım kıskanırım

Kavumundan akrabandan
Kardeşinden öz babandan
Seni doğuran anandan
Sakınırım kıskanırım

Beşikte yatan kuzundan
Hem oğlundan hem kuzundan
Ben seni senin gözünden
Sakınırım kıskanırım

Havadaki turnalardan
Su içtiğim kurnalardan
Geyindiğim sırmalardan
Sakınırım kıskanırım

Al'İzzeti ancalardan
Elindeki goncalardan
Yerdeki karıncalardan
Sakınırım kıskanırım

Aşık Ali İzzet
07-13-2012 11:36 AM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla

ECelin
Özel Bayan Üye
*


O'na Doğru Üye Bilgileri
Mesaj Sayısı : 1,017
Konu Sayısı : 230
Üye No :
23
Katılım Tarihi : Jul 2012
Cinsiyet : Bayan
Rep Grafiği :
Rep Ver :
Durum : Çevrimdışı


Teşekkürler: 458
133 Mesajına 239 Teşekkür edildi.
Mesaj: #16
RE: Türkü'lerin Hikayesi


Urfalıyam Ezelden (Ömer) Türküsünün Hikayesi

Yöre: Urfa


Ömer çok yakışıklı, yiğit, iyi ata binen, kılıcının sahibi, çok iyi çöğür çalan ve hoyrat okuyan, halay çeken bir gençtir. Allah her kabiliyeti sanki özellikle ona vermiştir. Ömer'siz bir düğün, sıra gecesi düşünülemez.



Ömer'in baş bağlaması da meşhurdur. Sırmalı puşu bağlar. Puşunun kenarlarındaki püsküller doğadaki çiçeklerin tüm renklerini sanki başında toplamıştır. Halay çekerken başındaki her gül bir yana düşer, yüzünde. Ömer hangi düğüne giderse gitsin, Halayın başına geçti mi silah sesleri ve genç kızların zılgıt sesleriyle yer gök inler. Ömer toplumu öylesine etkilemiştir ki;

Ömer'i anlatan türküler yakılmıştır.

Türkünün Sözleri

Urfalıyam Ezelden
Gönlüm Geçmez Güzelden (Vay)
Göynümün Gözü Çıksın
Sevmez İdim Ezelden (Vay)

Anam Olasan Ömer
Babam Olasan Ömer
Bensiz Kalasan Ömer
Yetim Kalasan Ömer (Vay)

Dağlardan Akan Seller
Dökülmüş Sırma Teller (Vay)
Yüreğin Taştan Mıdır
Bana Acıyor Eller (Vay)

Anam Olasan Ömer
Babam Olasan Ömer
Bensiz Kalasan Ömer
Yetim Kalasan Ömer (Vay)

Urfa Bir Yana Düşer
(Antep Bir Yana Düşer)
Zülüf Gerdana Düşer (Vay)
Bu Nasıl Baş Bağlamak
Her Gün Bir Vana Düşer (Vay)

Anam Olasan Ömer
Babam Olasan Ömer
Bensiz Kalasan Ömer
Yetim Kalasan Ömer (Vay)
07-13-2012 11:37 AM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla

ECelin
Özel Bayan Üye
*


O'na Doğru Üye Bilgileri
Mesaj Sayısı : 1,017
Konu Sayısı : 230
Üye No :
23
Katılım Tarihi : Jul 2012
Cinsiyet : Bayan
Rep Grafiği :
Rep Ver :
Durum : Çevrimdışı


Teşekkürler: 458
133 Mesajına 239 Teşekkür edildi.
Mesaj: #17
RE: Türkü'lerin Hikayesi


Ezo Gelin Türküsünün Hikayesi

Yöre : Gaziantep


Asıl adı "Zöhre" olan Ezo Gelin, 1909'da Oğuzeli ilçesinin Uruş köyünde doğdu. Babası, Bozgeyikli oymağından Emir Dede, anası Elif'tir. Nüfus kaydında halen bekar görünen Ezo'nun, üçü erkek, üçü kız, altı kardeşi daha vardır.

Ezo, erken gençliğinden itibaren, güzelliğiyle dikkatleri üstünde topluyordu. O kadar ki; düğünlerde gözler, gelinden çok onun üzerinde gezinirdi. Ezo'yu, birçok zenginin yanısıra, (o zamanki) Halep (ilimiz)in Carablus ilçesinin Kozbaş köyünde oturan teyz'oğlu Memey (Mehmet) istiyordu. Takdirde yazılan tedbirde bozulmazmış; Ezo'nun ilk evliliği ne bu ağalardan biriyle oldu, ne de teyz'oğluyla...

Anlatanlar, Ezo'nun güzelliğini nereye koyacaklarını bilemiyorlar. Öykümüze geçmeden, Ezo'nun güzelliği üstüne dillerde dolaşanları özetlemeye çalışalım:

-Öylesine güzelmiş ki Ezo; görenler, iki yanağına birer elma oturtulmuş sanırlarmış.
-Öyle güzelmiş ki Ezo, bakanlar bakmaya doyamazlarmış.
-Öyle güzelmiş ki, bir yaz günü kapısını çalıp bir kap ayran isteyen gurbetçi bir çerçi, Ezo'nun güzelliği karşısında şaşalayıp, Ezo'nun uzattığı ayran tasını yere düşürüp kırmış.
-Öyle güzelmiş ki Ezo; gülümseyerek bakmasıyla, düşmanları barıştırırmış,
-Öylesine güzelmiş ki Ezo; olursa o kadar olurmuş...

Ezo'nun güzelliği söyleyen dillere söylence (efsane) olurken, Barak ovasında bir genç adamın adı dillerde dolaşır olmuştu. Bu, komşu Beledin köyünden, "Şitto" Hanefi Açıkgöz'dü. Şitto'nun bağlaması, akarsulara "Siz şırıldamayın, ben şırıldayım"; sesi de bülbüllere, "Siz şakımayın, ben şakıyayım" diyen cinstendi. Tekmil Barak ovasında düğünler kambersiz oluyordu da, Şitto Hanefi'siz olmuyordu. O sıralar Hanefi 30; ay'a "Sen doğma ben doğayım" diyen güzeller güzeli Ezo da 20 yaşlarındaydı.

Gün o idi ki; Uruş köyünde Hacı Mamuş'un düğünü vardı. Düğüne Zöhre (Ezo) de, Şitto da çağrılıydılar elbet. Düğünde tüm gözler gelini de güveyiyi de unutup, Ezo ile Şitto'yu izledi. Şitto, Ezo'ya gönlünü kaptırdı. Şitto Hanefi'nin gönlüyle kafası aynı telden çalıyordu. Bu nedenle, Ezo'ya dünür yolladı.
Hanefi, ala ala "Düşünelim"cevabı aldı.

Araya acımasız zaman girdi. Bu ara Şitto, kendi köyü Beledinden Mehmet Örtürk'le, yörenin töresi olan "Değişik" uygulamaya karar verdi. (Bu töreye göre, bir erkek,hısımlarından bir kızı bir arkadaşına verir, arkadaşının hısımı bir kızı alır. Böylece iki tarafta çevrede "Kalın" diye anılan başlıktan kurtulmuş olur.) Şitto halası Hazik'i (Hatice'yi) Mehmet'e verecek; buna karşılık, Mehmed'in kızkardeşi Selvi'yi alacaktı. Araya girenler girdi; bu "Değişik" gerçekleşemedi. Öyle ki; Şitto Hanefi, eş-dostla acı-yüz (yani onların yüzüne bakamaz) oldu.

Derler ya; "İnsan sarayda olmamalı. Saray insanda olmalı..." Şitto'nun doğru dürüst evi bile yoktu ama, yüreğinde Ezo geziniyordu. Eşin dostun araya girmesiyle, Ezo Şitto'ya çatıldı. "Ele gelin gelir, bize kalın gelir" demişler. Bu evlenmede Şitto'ya kalın (başlık) da gelmeyecekti. Çünkü, Şitto Ezo'yu almasına karşılık, Ezo'nun ağabeyi Zeynel'e halası Hazik'i verecekti. Alan razı, veren razı....

Güzün ortanca ayında iki düğün birden kuruldu. Şitto'yla Ezo'nun düğünü Beledin köyünde; Zeynel'le Hazik'in düğünü Uruş'ta kuruldu. Zurna öttü davul vuruldu... Alındı, verildi; iki köyde, gerdeğe girildi. Sen sağ ben selamet. Bu demektir ki iki köy de iki mutlu yuva kuruldu.

Şitto ile Ezo, sizlere layık bir mutlu yaşamı sürdürüyordu. Ağızlarının tadı yerindeydi yani. Gel gelelim, mutlulukları göze geldi.

Daha doğrusu aralarına arabozucular girdi. Yemediler - içmediler, dedikodu yaptılar. Atalarımız "Söz taşıma, taş taşı" demiş ama, bazı kendini bilmezler söz taşıdılar. Hatta kendileri söz uydurup getirdiler, götürdüler...

Bir harman sonu evlenmişlerdi; ikinci harman sonuna dek birlikte yaşayamadı Şitto ile Ezo, Şitto öykülerini bir cümlede özetler. "Kötü talih geç buldum; tez yitirdim..."

Şitto,Ezo'yu boşayınca "Değişik" töresince halası,Hazik de geri döndü. Şitto Hanefi,bu acı ayrılışı da yarısının ağzından şöyle anlatır; "Bizim böyle olmamız dostlarımızı acındırıyor,düşmanlarımızı sevindiriyordu."

Efsanesel güzel Ezo, Şitto Hanefi (Açıkgöz) den ayrıldıktan sonra altı yıl dul kaldı. Yörenin ağızbirliği etmişcesine anlattıklarına göre Ezo, bu süre içinde daha bir serpildi, daha bir güzelleşti. Öyle ki; görenin gözü kalırdı. Nasıl anlatmalı; O bir ışıktı da, tüm erkekler, onun çevresinde pervane kesilmişlerdi.

Genç-yaşlı, zengin-fakir, nice talibi çıktı Ezo'nun. Her talibi, tek tüy isteyen Hz. Süleyman'ın önünde tüm tüylerini döküverdiği söylenen yarasa örneği, neyi var neyi yoksa önüne seriyorlardı Ezo'nun. Ezo, tam altı yıl, evlenme önerilerini geri çevirdi.

Sonunda, ailesinin de ısrarı üzerine, kendisine genç kızlığından beri talip olan Teyz'oğlu Memeyle evlenmeye yanaştı. Türkmen oymağından olan Memey Suriye'nin, Carablus ilçesinin Türkiye sınırına yakın Kozbaş köyünde oturuyordu.

Ezo 1936 yılının güzünde, Uruş'tan Kozbaş'a gelin gitti. Bu evliliği de değişik töresine göre olmuş; onu alan Memey, bacısı Selvi'yi, Ezo'nun ağabeyi Zeynel Bozgedik'e vermişti.

Ezo'yla Meme'yin iki kızları oldu. İlki, fazla yaşamadan öldü. "Celile" adlı ikinci kızları halen sağdır ve Suriye'de yaşamaktadır.

Ezo'nun, ikinci kocasıyla geçimi yerindeydi. Ne var ki; "Gurbet" denilen bir ateş yüreğini yakıyordu da. Türk köylüsü "Çalının ardı gurbet" der. Ezo da, Kozbaş'tan Türkiye'yi, Uruş'u görüyordu. Hatta ara sıra doğduğu köye gidip geliyordu ama, bunlar özlemini azaltmıyor, pekiştiriyor, dayanılmaz hale getiriyordu. Yakınları onun "Vara öleyim, tek yurdumda kalaydım" dediğini anlatırlar.

Ezo bir de "Göreceksiniz, gurbetlik beni öldürecek" der ve öldüğünde, hiç olmazsa Türkiye'yi; Uruş köyünü görecek bir yere gömülmesini dilerdi.

Dediği de oldu. Suriye'ye gidişinin yirminci yılında, 1956 güzünde Ezo yatağa düştü. Hastalığının ince hastalık (verem) olduğunu, herkes gibi kendisi de biliyordu. Ezo, kızı Celile'yi yatağının başından ayırmak istemiyordu. Ecelle kavil gününün gelip çattığını anlıyor, tek avuntuyu güzel kızı Celile'de buluyordu.

Ve Ezo Gelin, güz yağmurlarının düştüğü bir cuma, yatsı vakti son soluğunu soludu.

Eşi ve yakınları, vasiyetini dikkate alarak, onu; arasıra tepesine çıkıp yaşlı gözlerle Türkiye'yi seyrettiği Bozhöyük'ün en yüksek noktasına gömdüler.

Mezarı oradadır şimdi... O kum ülkesinde.

Kaynak: Öyküleriyle Halk Türküleri (Notalı) - Hamdi Tanses

EZO GELİN TÜRKÜSÜ

Ezo gelin benim olsan seni vermem feleğe
güzel yosmam başın için salma beni dileğe
anası huridir de kendi benzer de meleğe
nenneyle de ah bahtı karam nenneyle nenneyle.

çık suriye dağlarına bizim ele el eyle
gel bahtı karam gel sıladan ayrı yazılım gel...

ezo gelin çık suriye dağlarının başına
güneş vursun kemerinin kaşına kaşına
bizi kınayanın bu ayrılık gelsin başına başına

nenneyle de ah bahtı karam nenneyle nenneyle
çık suriye dağlarına bizim ele el eyle
gel bahtı karam gel sıladan ayrı yazılım gel...

Cemil Cahit Güzelbay
Gaziantep
07-13-2012 11:37 AM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla

ECelin
Özel Bayan Üye
*


O'na Doğru Üye Bilgileri
Mesaj Sayısı : 1,017
Konu Sayısı : 230
Üye No :
23
Katılım Tarihi : Jul 2012
Cinsiyet : Bayan
Rep Grafiği :
Rep Ver :
Durum : Çevrimdışı


Teşekkürler: 458
133 Mesajına 239 Teşekkür edildi.
Mesaj: #18
RE: Türkü'lerin Hikayesi


Yarim İstanbul'u Mesken Mi Tuttun? Türküsünün Hikayesi


Yöre: Kayseri

Güz güneşi sarı sarı devriliyordu o ikindi üzeri de uzaklardaki mor dağların ardına. Elinde su testisi, köyün çeşme başında, sıraya girmişti. Yedi yıl önce beş altı yaşındaki kızlar şimdi varmışlardı on iki , on üçlerine. Düğün davulları aynı gün birlikte döğülen Hatça'yla Zalha'nın üçüncü çocukları koşup oynuyorlardı.

Derin bir iç geçirdi.

Bir çocuğu olsaydı bâri. Oğlan değil, kızı. O zaman olsaydı şimdiye yedi yaşında. Çeşmeden su getirmese bile, evde aşa muşa el atar, ortalığı toplar, anasına can yoldaşı olurdu. Ama İstanbul gurbetinde yedi yıldır eylenen eri, istemezdi kız evlât. Erkek olmalıydı çocuğu. Erkek olmalı babası gibi bilekli, kocaman kocaman elli, ayaklı, kaşı gözü kudretten sürmeli. On yaşına varmadan, çifte çubuğa el atmalıydı. Yedi yıldır İstanbul gurbetinde eyleşen böyle isterdi oğlunu. Babasının soyunu sürdürmeli, köy çocuklarıyla dere kıyısında güleş tutup, kendi akranlarını yere kabak gibi vurmalıydı:
Gene derin bir iç geçirdi.

Yedi yıl, yedi koca yıldır İstanbul dedikleri güzeli bol, seyranı renkli İstanbul'da ne bekliyor da gelmek bilmiyordu? Sakın orda gül yüzlü, bal dudaklı, kara kaş kara gözlü bir güvercin göğsü topukluya... Ağlıyası geldi birden. Düşünmek istemiyordu bunu. O pençeli, o tuttuğunu koparan, o boylu poslu erkeğinin bir İstanbul kızına tutulup ondan dolayı sılasını unuttuğunu öğrense öldürürdü kendini. "Vallaha öldürürüm!" dedi içinden sert sert. "Günahı, vebali varsa ona. Kaba sakal hoca tevatür günah dediydi vaazda. Hele böyle bir şey olsun...."

Yanında bir karaltı. Kendine gelerek gözlerinin yaşardığına dikkat etti, sildi elinin tersiyle gözlerini.

Resullarin Emine anaydı gelen:

- Ne o kınalı kekliğim benim? dedi. Öksüzüm, yavrum. Ne ağlıyon? Telâşlandı:
- Yoook, ağlamıyorum nene...

Gün görmüş, umur sürmüş kırış kırış nene inanmadı:
- Ağlıyon kınalı kekliğim, sürmelim ağlıyon. Ben bilmem mi ne diye ağladığını? Vefasızın diktiği fidanlar meyveye geldi. Onunla gurbete gidenler yedinci sefer dönüyorlar sılaya. O nerde? Hani?

"Kınalı keklik" gene derinden bir çekti. Güneşin yarı yarıya derildiği mor dağlara baktı. Gözlerinden yuvarlananlara dur diyemiyordu gayri. Varsın aksınlardı Nene'nin dediği gibi, öksüze bu dünyada gülmek yoktu. Keten yelekli, burma bıyıklısı İstanbul gurbetinde belki de bembeyaz bir istanbul kızıyla unutmuştu sılasını. Dili de varmıyordu ama, unutmasa ne diye yedi yıldır dönüp gelmesin? Dönüp gelmedi diyelim, insan iki satır bir şeyler de mi yazamazdı? İlk gittiği aylar nasıl yazıyordu? Demek unutmuştu? Unutmuştu demek ha? Hıçkırdı. Genç, yaşlı kadınlar, ellerinin kınasıyla çiçeği burnunda kızlar toplandılar başına. Sormadılar hiçbir şey. Biliyorlardı. Sorup da ne diye yüreğini büstübün kaldırsınlar? Biri:
- Sus bacım, dedi. Sus! Bir başkası:
- Gözlerinden döktüğüne yazık!

Sağdan soldan herkes bir şey söylüyordu:
- El oğlu değil mi? En iyisinin köküne kibrit!
-Vallaha Amasyanın bardağı, biri olmazsa biri daha bence..
- En doğrusu bu ama....
- Dinlemiyor ki!
- Bu gençlik, bu tâzelik...
- Yedi yıl, yedi yıl anam. Dile kolay. İnsan eksik eteğini yedi yıl sılasında unutur mu?

Sıkıldı, bunaldı. Ağlamıyordu artık. Zaman zaman bu: Mâdem erkeği İstanbul gurbetinde yedi yıldır unutmuştu onu, o da varsın istidayı boşansın bir güzel, varsındı bir başkasına. Elini sallasa ellisi, başını sallasa...

Duramadı karıların arasında. Onüçünde bulup yitirdiği, yirmisine vardığı halde bir türlü geri dönemiyeni içinden bir sızı bir geçti. Testisini koydu çeşmenin iplik gibi akan suyunun altına. Testi dola dursun, gittiyse keyfinden mi gitmişti. İstanbul'a? Gözü kör olasıca yokluk. Düşmanına avuç açtıran yokluk yüzünden, birkaç para kazanıp öküzü ikileştirmek, birkaç dönüm tarla daha alıp babadan kalan bir kaç dönümüne eklemek için. O gece, o gece işte, nasıl yatırmıştı koluna! Nasıl okşamıştı saçlarını, neler demişti? İstanbul gurbetine gidecek, çok değil yazı orda geçirip, güze, olmazsa kışa koynunda desteyle para, dönecek. O zamana kadar bir de oğlu olmuş olursa, eh gayri, keyfine son olmıyacaktı!.

Başındaki beyat örtüyü çenesinin altında çözüp yeniden bağladı.
Yedi yıl, yedi koca yıl!
Kocasının isteğince bir oğlu olaydı bâri..

Testisinin dolup taşmakta olduğunun farkına bile varmadı: Bir oğlu olsa o zamandan bu zamana, altı yaşında mı olurdu? Bösböyük, palazlanmış delikanlı. Akranlarıyla dere kenarında güleş mi tutardı? Babası gibi pençeli olur da akranlarını yere kapak gibi mi vururdu? Ekimde tarlaya birlikte mi giderler, hasat vakti düveni birlikte mi sürerlerdi? Babasının kokusunu mu taşırdı?
- Kınalı keklik kaldın gene. Bak testin doldu, taşıyor!

Kendine geldi. İnsanoğlunun aklına şaştı. Gözleri testisindeydi güya. Testisinde olduğu halde, görememişti dolduğunu.

Çekti lülenin altından. Güldü acı acı.

Tuttu evinin yolunu. Tuttu ya, şimdi de aklından köyün yaşlıları, gençleri kaynaşmağa başlamıştı. Her kafadan bir ses:
- Deli anam deli bu!
- Doğru bacım, deli..
- Beni yedi yıldır sılamda unutacak da..
- Ben de hâlâ yolunu bekliyeceğim onu ha?

Sonra kafa kafaya, fısıl fısıl bir konuşma. Ah bu konuşma, ah bu konuşmalar... Evden içeri girerken, Dursunların Hacı'yı hâtırladı elinde olmıyarak. İnce, kapkara kaşları yıkıldı sinirli sinirli. Testiyi bıraktı kapının yanına, geçti pencerenin önünde dayandı duvara sağ omzuyla. Odada kimse yoktu, tek başınaydı ya, deminki karılar, kızlar, orta yaşlıların hayalleri doldurmuştu odayı. Alev saçan bakışlarıyla sanki topuna haykırdı:
- Dursunların Hacı, Kara Hacı başınızda parçalansın. Atın yerine eşeği bağlamıyacağım işte, bağlamıyacağım!

Kara Hacı da neydi ki sırma bıyıklı Ali'sinin yanında? Değil yedi yıl, on yıl dönmese sılasına, onu gene unutamazdı işte!

Güz güneşi çoktaan devrilip gitmişti mor dağların ardına. Gece iniyordu köye ağır ağır. Loş oda farkına varılmaksızın kararıyor, derinleşiyordu. Derken bu yandaki kapkara dağların ardından bakır kızılı kocaman bir ayın tekeri gözüktü. Sonra ağır ağır yükseldi göklere, ufaldı, bakır kızılını yitirdi, pırıl pırıl yanmağa, saz örtülü dumanlarıyla kerpiç evleri süslemeğe başladı.

Canı ne yemek istiyordu, ne de su.

Gel desen gelmez miydim? Şu güzellerin doldurduğu elmastan kadehleri ben dolduramaz mıydım?

Ali bakıyordu, sadece bakıyordu.

Oysa hem ağlıyor, hem söylüyordu:
- Ketenden yeleğini bile ben dikmedim miydi? Benim gibi bir öksüze dünyayı haram etmeğe nasıl kıydın? Yiğitliğine yakışır mıydı gurbette beklemek dayanacak özümün tükendiğini anlamadm mı?

Ali susuyor, boyuna susuyordu. Taştan ses çıkıyor, Ali'den çıkınıyordu. Sözlerinin ardını getirdi ağlıya ağlıya:
- İnsafsız yedi yıl oldu sen gideli, diktiğin fidanlar meyvaya geldi tekmil. Birlikte gittiklerinizin tümü yedişer sefer geldiler sılalarına. Buraların güzelleri çoktur ama sana yaramaz. Durmadın sözünde Ali'm. Sözünde durmayana erkek demezler biliyor musun? Kavlimizde gidip de dönmemek varmıydı vefasız?

Fakat Ali hiç ses vermeden bakmış bakmış, sonra çekip giderken duman olmuştu âdeta. Bağırmıştı ardından, bağırmış, bağırmış... Fakat Ali...

Uyandı. Güneş bir mızrak boyu yükselmişti Kalktı yaslandığı yerden:
- Hayırdır inşallah, dedi.

Kalktı usulcak, gitti kapıya, örttü, kalın tahta sürgüsünü itti. Ne olur ne olmazdı. Kara, kuru Hacı kötü dadanmıştı çünkü. Köy bakkalında kafayı çekip elinde saz, düşüyordu tek gözden ibaret evininin yakınlarına. Daha bir günden bir güne ne kapısına dayanıp böyle böyle demiş, ne de çeşmeye giderken, yahut da tarlanın yolunu tek başına tuttuğunda yolunu kesmişti. Kesmemiş, lâf da atmamıştı ama, köyün cadı karıları pek yakıştırmışlar onu Kara Hacı'ya! Yedi yıldır İstanbul'u mesken tutan vefasızını düşüne düşüne uykuya varıverdi. Dünya çoktan silinmiş, ay devrini tamamlayıp elini eteğini çekmişti dünyanın göklerinden.

Devrile kaldığı yerde mışıl mışıl uyuyordu.
Uykusunda düş.
Düşünde İstanbul gurbeti. Taşı toprağı altındandı İstanbul gurbetinin. Ali'sini aramağa gitmişti düşünde. Bulmuştu da. Güzellerin arasındaydı. Bir kıyıdan bakıyordu. Güzellerden biri dizine başını koyup uzanmıştı boylu boyunca. Bir başkası gümüş bir kupayla şarap veriyor, daha bir başkası da dudağından öpmeğe uzatıyordu dudaklarını.

O zaman, o zaman işte, gizlendiği kıyıdan çıkıvermişti. Ali şaşırmış, bırakıp güzellerini, koşmuştu yanına. Açmıştı ağzını Ali'sine, yummuştu gözünü:

- İstanbul'u mesken mi tuttun? Bu güzelleri gördün beni unuttun mu? Sılasına gelmeğe yemin mi ettin yoksa?


Türkü Sözleri

Yarim İstanbul'u mesken mi tuttun aman
Gördün güzelleri ben unuttun aman
Beni evinize köle mi tuttun aman

Gayri dayanacak özüm kalmadı aman
Mektuba yazacak sözüm kalmadı aman

Yarim sen gideli yedi yil oldu aman
Diktigin fidanlar meyveye döndü aman
Seninle gidenler silaci oldu aman

Gayri dayanacak özüm kalmadı aman
Mektuba yazacak sözüm kalmadı aman
07-13-2012 11:38 AM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla

ECelin
Özel Bayan Üye
*


O'na Doğru Üye Bilgileri
Mesaj Sayısı : 1,017
Konu Sayısı : 230
Üye No :
23
Katılım Tarihi : Jul 2012
Cinsiyet : Bayan
Rep Grafiği :
Rep Ver :
Durum : Çevrimdışı


Teşekkürler: 458
133 Mesajına 239 Teşekkür edildi.
Mesaj: #19
RE: Türkü'lerin Hikayesi


Çarşambayı Sel Aldı Türküsünün Hikayesi

Yöre: Samsun / Çarşamba


Ahmet, Abdal Deresi'nin kıyısındaki yoksul köylülerden birinin oğluydu. Kara sevdası karşılık bulmuş, Melek ona kalbini açmıştı. Nişanlandılar ve Ahmet askere gitti. Ağa oğlu Mehmet Ali, Melek'e göz koydu. Melek, Mehmet Ali'yi reddedince, ağa oğlu ve adamları tarafından dağa kaldırıldı. Kötü haberi alınca firar eden Ahmet, silahını alıp, yollara düştü. Gece gündüz Melek'i aradı. Bir gün yağmur yağdı, Yeşilırmak taştı. Çarşamba bir anda göle döndü. Sel, Canik Dağları'ndan aşağı bir çığ gibi, önüne kattığı herşeyi sürükledi. Selin ardından hayat yeniden normale döndü. Abdal Deresi'nin Yeşilırmak'a döküldüğü yerde ahali toplandı. Derenin nehre bağlandığı yerdeki kayanın üstünde, selin getirdiği iki kişinin cesedi görüldü. Cesetler, Melek ve Ahmet'e aitti. Elele tutuşmuş öylece yatıyorlardı. Rivayete göre büyük kaya parçası, yedi yerinden ayrıldı ve her birinden bir servi boyu su fışkırdı. Ahali dua etti. Dualar, yıllardır can alan, insanların acısını dile getiren dizelere dönüştü.' Çarşamba'yı sel aldı' türküsü de, o acı mırıltılardan doğdu. Kayanın bulunduğu yere daha sonra bir su değirmeni kuruldu ve o yöre 'Değirmenbaşı' olarak anıldı. Ahşap değirmenin yedi taşı vardı. Yedi oluğuna su veren set üzerinden yedi kez yürümek, sağ ve sol omuz üzerinden yedişer kez su atmak uğur sayıldı. Her Hıdırellez'de tekrarlanan gelenek, 1970'lerde değirmenin yıkılmasına kadar sürdü.

Çarşambayı Sel Aldı Türkü Sözleri

Çarşamba’yı Sel Aldı,
Bir Yar Sevdim El Aldı (Aman Aman)
Keşke Sevmez Olaydım,
Elim Koynumda Kaldı (Aman Aman)

Oy Ne İmiş Ne İmiş (Aman Aman)
Kaderim Böyle İmiş.
Gizli Sevda Çekmesi (Aman Aman)
Ateşten Gömlek İmiş.

Çarşamba Yazıları,
Körpedir Kuzuları (Aman Aman)
Allah Alnıma Yazmış,
Bu Kara Yazıları (Aman Aman)

A Dağlar Ulu Dağlar (Aman Aman)
Yarim Gurbette Ağlar.
Yari Güzel Olanlar (Aman Aman)
Hem Ah Çeker Hem Ağlar.
07-13-2012 11:38 AM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla

ECelin
Özel Bayan Üye
*


O'na Doğru Üye Bilgileri
Mesaj Sayısı : 1,017
Konu Sayısı : 230
Üye No :
23
Katılım Tarihi : Jul 2012
Cinsiyet : Bayan
Rep Grafiği :
Rep Ver :
Durum : Çevrimdışı


Teşekkürler: 458
133 Mesajına 239 Teşekkür edildi.
Mesaj: #20
RE: Türkü'lerin Hikayesi


Hastane Önünde İncir Ağacı türküsünün hikayesi
Yöre: Yozgat (Akdağmadeni)


Komşu kızı ile beşik kertmesi olan bir genç asker'de vereme yakalanır. Hava değişimi olarak Yozgat'a gelir. Sözlüsünün ailesi gence kızlarını göstermek istemez. Genç tedavi için İstanbul'da hastaneye yatar, pencereden gördüğü incir ağacından aldığı ilhamla aşağıdaki türküyü söyler.Yakalandığı amansız hastalıktan kurtarılamayarak hastanede ölür. Ailesi cenazesini Yozgat'a getiremez İstanbul'da kalır..

Türkü Sözleri

Hastane önünüde incir ağacı
Doktor bulamadı bana ilacı
Baştabib geliyo zehirden acı

Garip kaldım yüreğime dert oldu
Ellerin vatanı bana yurt oldu
Mezarımı kazın bayıra düze

Benden selam söyleyin sevdiğim gıza
Başına koysun, karalar bağlasın
Gurbet elde kaldım diye ağlasın
07-13-2012 11:39 AM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla  Gönder 


Forum'a Git:


Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir